Işık Gürer – Mine Kitabı
Hayat var; aşk da…
Hayatın küçük anları vardır. Bazen bir mutluluk ya da karanlıktan kopmuş küçücük bir ışık parçası gizlenmiştir keyifciyiz.net bu anlara. Açığa çıkması için, sevgi dolu ve tutkuyla yapılacak bir dokunuş gereklidir. Bu dokunuş yılların ağırlığını örtbas ederek, sonsuz bir ışıltıyla doğacak güneşi müjdeler.
www.sevgimden.com
Işık Gürer’ in ilk romanı Mine, böylesi bir dünyadan sesleniyor bize. Çağımızın uzağında, çoktan unutmuş olduğumuz duyguları benliğimize yeniden hatırlatırken şiirin, arzuların, gizlenmesi gereken tutkuların eşliğinde bir aşk hikayesine dönüşüyor. Eskinin yeniye, arzuların tutkulara, tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi, “güzel ve iyi” olanın yanında, onu çevreleyen karanlıkların da bulunacağı gerçeğine işaret ediyor.
Yüzyılın başında Bursa’nın bir köyünden İstanbul’a bir konağa gelin olan Mine, çocukluktan bir anda kadınlığa, ardından “hanımlığa” geçişin bütün sancılarını iç dünyasında yaşarken, aynı değişimi ve sancıyı “doğum” la bir kez daha deneyimliyor.
Sevgimden Yazi Blog Video Devami »
Sunay Akın yeni kitabı Ay Hırsızı nda gözünü Ay a dikiyor ve bir arkeoloğun sabrıyla kazıyor insanlığın ortak birikiminin üzerine çöken tozu toprağı Ortaya çıkardığı bilgiyi şair duyarlığıyla ilmek ilmek dokuyor ve okurunu hayrete düşürecek öyküler bir bir diziliyor karşımıza.
Cervantes ve Mimar Sinan hangi caminin inşaatında buluştu?.. Enver Paşa nın uçağı kaç kez düştü?.. Piri Reis in haritası Topkapı Sarayı nda nasıl bulundu?.. İstanbul Boğazı nı yürüyerek geçen Attila Hülagü nün sırrı neydi? 157 yıl yaşayan Zaro Ağa nın Amerika seferi Atatürk neden hiç uçağa binmedi?..
Birçok yazı Adalar da geçirmiş biri olarak benim için bu kitap, bir şairin Ada nın dünyası, manzarası, ışığı ve insanları tarafından nasıl baştan çıkarıldığına dair son derece etkileyici bir aktarım. Joachim Sartorius, Bizans’ın mistik mirasını, Yunanlıların İstanbul’un gölgesinde kalan hayatlarını ve kozmopolitizmin yitimini hiçbir şekilde göz ardı etmeden günümüzden yola çıkıyor. İnsanda hemen bir bilet alıp bu adalara gitme isteğini uyandırıyor.”
Orhan Pamuk
Alman Şair Joachim Sartorius un Büyükada da geçirdiği bir sonbahar sırasında kaleme aldığı anıları, okuru rakı sofralarına, Marmara nın parıldayan sularına, kaldırım taşlarına vuran nal seslerine, yani Adalar a doğru büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.
Bizans, Osmanlı ve cumhuriyetin kuruluş döneminden kalan yapılarda yaptığı incelemeler ve Ada sakinleriyle kurduğu sohbetlerle Sartorius Adalar ın geçmişine dair ilgi çekici anekdotlar aktarmanın yanı sıra bölgenin kozmopolit tarihinin bir haritasını çıkarmayı da başarıyor.
Yazarın yoldaşları Sezer Duru, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Ara Güler ve diğerlerinin hikâyeleriyle beslenen Prens Adaları, her Ada tutkununun okuması gereken sıcak ve ahenkli bir anlatı.
Sami Bey’in ruhu bana mısın demiyordu ipil ipil yağan yağmura. Bir Fatih’e iniyor, bir gençliğine gidip Kumkapı sahillerinden karpuz kabuklarının yüzdüğü kristal denize atıyordu kendini, bir Perşembe Pazarı’ndaki hurdacı dükkanına, yeni yeni para kazanmaya başladığı günlere dönüyordu. Ama en büyük huzuru ilk karısının yanına vardığında duyuyordu. Önünde dilimlenmiş domatesi, kavunu, beyaz peyniri, karşısında yokluğuna alışamadığı ilk aşkı, karısı, buğulu ılık sesiyle ‘koklasam saçlarını bu gece taa fecre kadar’ı okuyordu… Çocuklarının doğumu… onları Florya’ya denize sokmaya götürdükleri günler… okula başlayışları… sonra bir hançer saplanıyordu göğsüne, karısının tabutunun arkasından yürüyordu ağır ağır. Gözyaşları sel gibi düşüyordu yanaklarına.
Güneşe Dön Yüzünü 1940′lardan 80′lere Türkiye’nin panoramasını çiziyor…
Copyright © 2010 - 2012